"Berlin as Ankara" and "Hamburg as Istanbul" – perhaps the greatest stroke of genius in recent German film history.
Wir nutzen Cookies, um dein Erlebnis persönlicher zu machen und den Traffic zu messen. Du kannst jederzeit widersprechen.
Derya und Aziz, ein gefeiertes Künstlerehepaar aus Ankara, führen mit ihrer 13-jährigen Tochter Ezgi ein erfülltes Leben – bis ein Vorfall bei der Premiere ihres neuen Theaterstücks alles verändert. Über Nacht geraten sie ins Visier des Staates und verlieren ihre Arbeit und ihre Wohnung. Sie gehen nach Istanbul, wo sie vorläufig bei der Mutter von Aziz unterkommen. Während sich Aziz mit Gelegenheitsjobs durchschlägt und an seinen Überzeugungen festhält, sucht Derya nach einem Ausweg, der sie finanziell unabhängig macht. Nach und nach vergrößert sich die Distanz zwischen ihnen und ihrer Tochter, bis sie sich zwischen ihren Wertvorstellungen und der gemeinsamen Zukunft als Familie entscheiden müssen.
Heute keine Spielzeiten für Yellow Letters in Amsterdam.
"Berlin as Ankara" and "Hamburg as Istanbul" – perhaps the greatest stroke of genius in recent German film history.
Germans watching this: Is this about us?Pointedly about the rise of fascism in Germany, but could be about the rise of fascism everywhere at the moment and the pressure artists face to choose working/paying their bills over their ethics. Or anyone really; honestly I felt similar pressure working in corporate entertainment and now I live paycheck to paycheck as a freelancer because I chose my ethics over a regular paycheck (but I don’t have a kid, so that made the choice easier).
Bu kadar çok şeyden bahsetmek isteyen bir filmin kusursuz olabildiği bir örnek hatırlamıyorum. Sarı Zarflar da barış akademisyenleri üzerinden başlattığı hikayesini, güncel siyasetin her başlığı ve enstrümanına değip hiçbirini derinleştiremeyerek bu makus kaderden kaçamıyor gibi.İlker Çatak’ın sinemasını, ilk dönem işlerinden beri takip ederim. Her zaman naif bir dili ve özellikle The Teacher’s Lounge’la zirveyi gören incelikli bir işçiliği vardır. Ona Berlin’de büyük ödül getiren son filmi Sarı Zarflar’ın en çok da incelikli bir dilden yoksun olduğunu görmek bu anlamda beni çok şaşırttı.İçinde bulunduğumuz dönemin boğuculuğuna dair iyi niyetli bir destek ve dayanışma göstermeye dayalı bir tavırla hayata geçirildiği şüphe götürmez bir film nasıl oldu da mücadele edenlerin yorulup yozlaşmış olandan güç alıp ona boyun eğmesinin kaçınılmazlığına bağlandı anlayabilmek güç. Karakterlerin ideolojisini elbette yönetmenin ideolojisine yormuyorum ancak bizim burada yangın hâlâ harlıyken, mücadeleye dair ümidi kırılmış ve ‘fırsat’lı yolu seçmiş ana karakterlerin perspektifini çıkış yollarından biri gibi sunmak öfkelendirmiyor değil. Senaryo, yan karakterleri üzerinden görmeyi seçtiği hemen her meseleyi o kadar gelişigüzel şekilde görüp onları ihtiyacınca kullanıp geçiyor ki bu derinleşememe halinin geveze bir temsiliyet check list’ine dönmesi kaçınılmaz oluyor.Öteki ilan edilmiş kimliklerin sinema ve televizyonda asla derinleşmeyen hikayelerle lanetlenmiş olmasına gerçekten artık tahammül etmekte güçlük çekiyorum. Burada öteki kimliklerinin sahnelerine de gitmeye gerek yok. Türkiye’de yaşayan milyonlarca gen z’nin Sarı Zarflar’daki temsili bile inanılmaz iki boyutlu ve 80’ler TRT dizisi bakışıyla yazılmış gibi.Sarı Zarflar, adı Rojda ve Baran olan Kürt tiyatrocuların onları gördüğümüz ilk sahnede ana dil meselesine dair inanılmaz beylik bir diyaloğuna bizi şahit etmemiş gibi birkaç sahne sonra ana karakterimiz Derya’nın oynadığı uyduruk yerli dizi diyaloğunu avam bulmamızı bekliyor. Sorun tam da bu uyumsuzluktan ileri geliyor belki de. Çatak’ın filmi, tüm iyi niyetli çabasına rağmen eleştirdiği şeye dönüşmekte pek de vakit kaybetmiyor.Elindeki malzemenin hakkı en az sekiz bölümlük bir mini diziyken 128 dakikalık bir filmde ana karakterlerini bile sadece didaktik cümlelerle tanımlayıp durmaktan kaçamıyor Sarı Zarflar. Oyuncularının harika performansı, nefis görüntü yönetimi, muazzam müzikleri ve Çatak’ın ne olursa olsun umut vermeye devam eden rejisi her şekilde kendini izlettirmeyi başarıyor ama insan filmin mesele ettiği dertlerin içinde dolanmaya devam ederken böyle bir filmden çok daha fazlasını bekliyor.
Der Film begleitet ein verheiratetes Theaterkünstlerpaar, das durch staatliche Repression mit plötzlicher Arbeitslosigkeit und Vertreibung konfrontiert wird. Sie müssen sich und ihre jugendliche Tochter in Istanbul ein neues Leben aufbauen.
Yellow Letters wurde 2026 von İlker Çatak inszeniert, im Anschluss an seinen gefeierten Film Das Lehrerzimmer.
Ja, der Film gewann den renommierten Hauptpreis Goldener Bär bei den Internationalen Filmfestspielen Berlin 2026.